
Şahin Gibi Muhtar - Aday gibi aday
Bence de, muhtar adayı dediğin böyle olur. Hiç iddası yok, "mahallemizi şöyle güzel yapacam, böyle iyi edecem" diye. Biliyor aslında mahalle muhtarının doğru düzgün bir yetkisi olmadığını. İkametgah veriyorsun, nüfus cüzdanı yenileme belgesi veriyorsun, bir de nakil belgesi işte. Üç lira bunların tanesi, neyi güzelleştireceksin? Adam da onu biliyor.
Onun için de doğru yerden vurmuş seçmeni: Şahin! Tabiatta muhtarlık yapmaya en uygun hayvan olan şahini, sloganlaştırmış. Aday gibi aday budur benim gözümde.
25 Mart 2009
21 Mart 2009

2009 Yerel Seçimleri Büyük Piyasa Yoklaması
(a.k.a. Satılık Oy Kampanyası)
Hepimizin bildiği gibi, önümüzdeki günler çok önemli bir seçime gebe: Yerel!
Yerel seçimlere gebeyiz. Tam tarihini bilmiyorum, ama sanırım birkaç hafta içerisinde yerel seçimler var. Oy veriyoruz, bizi yerel ölçekte kimler yönetecek, o konuda söz sahibi oluyoruz.
Beni tanıyanlar bilirler, şu hayatta en değer verdiğim şey seçimlerdir. Seçme ve seçilme hakkı edindiğimden beri bu böyle. Hal böyle olunca, seçimlerde ne yapacağın da daha önem kazanıyor. Ben genellikle oyumu kimseye vermeye kıyamıyorum, çok kıymet verdiğim için layık göremiyorum pek kimseyi. Benim layık göreceğim kişiler ise seçimde aday olmakla filan işi olmayan insanlar oluyor genelde.
Ama bu sene, aklıma başka bir şey geldi. Seçimler kadar değerli başka bir şeyi hatırladım. O da, takdir edersiniz ki, para.
Şimdi bu post’u da bir piyasa araştırması, zemin yoklaması yapmak amacıyla yazıyorum. Seçimlere az zaman kaldığını biliyorum (tam gününü bilmesem de), onun için ivedi olarak cevap bulmak istediğim sorular var:
- Beşiktaş İlçesi’nde kim kazanacak gibi? Kim ucu ucuna kaybedecek gibi de, ben oyumu ona verirsem kazanma şansı doğuyor?
- Deminki sorunun İstanbul Büyükşehir Belediyesi için olanı.
- Muhtarlardan kim iyi bu sene? Kim çıkış yaptı? Kim doğru düzgün bir şeye yetkisi olmayan bir pozisyona aday olmasına rağmen en güzel vaatlerde bulunuyor, atıp tutuyor?
- Birinci ve ikinci soruların cevabına göre, adaylar ne kadar bir miktarı gözden çıkarıyorlar benim oyum için?
İşte, genel duruma, atmosfere ve oy rayiçlerine hakim olursam, bu konuda pazarlık edip en uygun fiyatı verene oyumu bahşetmek niyetindeyim.
Ciddi düşünen başkan, muhtar, il genel meclisi üyesi, aza maza, imparator, kontes, her türlü adayın teklif ve önerilerini bekliyorum.
Unutmayın: Bir oy bir oydur, akmasa da damlar!
(Ps: Duruma ve katılıma göre birden çok kişinin oyunu toplu olarak yönlendirebilirim. O zaman bir grup indirimi söz konusu olacaktır.)
Ek: Şimdi 11 kişi olduk! Paket halde 11 set oy satıyoruz. Pakete katılmak isteyen sözlükten filan mesaj atsın bana, ekleyeyim.
İstanbul/Beşiktaş: gerrain, spirit.
İstanbul/Kadıköy: oa
İstanbul/Üsküdar: acagze
İstanbul/Maltepe: jamsession
Ankara/Çankaya: ayiadam, alpinsamuray
Balıkesir/Bandırma: geyik, yokoylebisevgili
Eskişehir/Merkez: wheniwaschild, wheniwaschild'in annesi
16 Mart 2009
Öyle. Şu resme iyi bakın. Bu resimdeki şey, sizin doğru düzgün yaşamanızı sağlayan en önemli şeylerden biri.
Şurdan biliyorum: Genel olarak inşaat ile alakalı pek çok sebep dolayısıyla, şu anda çamaşır makinesi içermeyen bir yerde yaşıyorum. Ve bir noktadan sonra, insanın temiz çamaşırı kalmıyor. Öyle durumlarda, insanın çamaşır yıkaması gerekiyor. Elde makine yoksa, insan bunu bir leğen alıp, bir de deterjan alıp yapabiliyor (Çamaşırhaneye gitseydin? Gidemiyorum, ona da sebeplerim var.)
Neyse. Yüz kiloluk eski tip dökme küvet taşıdım. Dinle burayı arka sıra! Küveti taşıdım. Duvar yıktım. İnşaat sonrası temizlik de yaptım. Fayans da döşedim, duvar da ördüm. Bunların hepsini yaptım. Moloz da attım yeri geldi. Ama cehennem, elde çamaşır yıkamakmış. Bi daha da elde çamaşır yıkarsam siksinler, gider yeni giysi alırım daha iyi.
Böyle söylüyorum sözümü.
Tuvalet takip sistemi diye bir şey çıkmış. Görüyoruz, okuyoruz.
Olay ne? Olay şu: Çalışanlarınız günde kaç saat kaytarıyor tuvalet bahanesiyle? İşte onun hesabını tutun: İçeri parmak iziyle girsinler, kaç dakika kaldıklarını bilin. Belli bir süreden uzun kalamasınlar, belli bir sayıdan fazla giremesinler o tuvalete. Bu sistemi kuran işletmeler var. Ben direkt olarak onlara, endirekt olarak herkese bişeyler söylemek istiyorum.
Şimdiii, öncelikle. Ben allaaşükür hali vakti memleket ortalamasına göre oldukça yerinde bir insanım. Bu tuvalet takip sistemi kullanan işverenlerin hali benden ganidir, gözümüz yok. Ben şu halimde sokakta dolaşırken bakıyorum, bir sürü insan görüyorum. Kendi kendime diyorum ki, "Bunlar neden benim ebemi sikip neyim var neyim yok almıyorlar?"
Buna anlam veremiyorum. Yapsalar yaparlar, bir sürü insan bunlar. Hiiiiç gıkım çıkmaz, gödümü kurtarmaya bakarım.
Şimdi sana geldik, tuvalet takibi yapan işveren: Sen neye güveniyosun? Bu herifler bir gün CEO odasına girip sıçmaya başlasalar, ardısıra senin götünü kesseler, iş realiteye dökülse, ne yapacaksın? Çok bilimkurgu gibi geliyor sana eminim, ama tuvalet takip sistemi de oldukça bilimkurgu bir şey gibi gelirdi bundan on sene evvel.
Neyse. Adamı sikerler, onu söylemek istiyorum özetle. Sikmeyebilirler de, ona güvenip, tuvaletmatik'e devam. O da bir seçim. Ama bence seni siksinler, hakkın odur.
13 Ocak 2009
21 Ağustos 2008
Dolmuş ve kamyon arkası yazılarından bir adım önde, Bekir Coşkun yazılarından bir mikron aşağıda olan bu yazılar, aslında çok hastalıklı bir mahiyette tezahür edebiliyolar. Mesela geçenlerde Beştaş'ta Kardeşler Kebapçısı'nın mükemmele yakın kebaplarını (üstünüze afiyet) mideye indirirken, duvarda gördüm bi tane:
Eğer kişi akıllı ve çalışkan ise, takdir et
Akıllı değil çalışkan ise, dikkat et
Akıllı olup da tembel ise, ikaz et
Hem akılsız hem tembel ise, imha et
Bilgece diye koymuş sanıyorum adam onu duvara, aşırı agresif bir bilgelik anlayışı var. Aptal diye niye imha ediyorsun adamı ulan? Bi de imha edilecek adamın aptallığını belirleme mercii de, bu lafı "akıllılık" diye kulağına küpe yapan adam. Kendini imha etsene sen, dümbük? Hayret bir şey.
Ama çogiyi kebap yapıyolar, gitmeye de devam edicem. Abi nasılsın, selamunaleyküm, nasıl gidiyor keyifler'li de konuşucam. Komple esnafım.
Şimdii, şu hayattaki en önemli şeylerden birisi, "insan doğar yaşar ve ölür" şeklinde olandır. Bu kategorideki en önemli ikinci şey iyi bir yemek ve içki, en önemli üçüncü şey de güzel bir sekstir. Buraya kadar tüm insanlığın hemfikir olduğunu düşünmekten hoşlanıyorum.
Şundan diyorum, şimdi mağaranda ağacında bir yerde fanfinifon yapmışsın iyi kötü, korunmak diye bir şey yok zaten (unutma, "onunla onun ne alakası var" diyecek haldesin, üremenin ne olduğunu mantıksal bir düzleme oturtmamışsın). Burada nedensellik bağını kurmanın zor yanı şu: Sen icraatın içinden geçip gittikten 9 ay sonra oluyor ne oluyorsa. O arada unutmuş gitmiş olman lazım neyi ne zaman yaptığını. Çünkü kafa kuş gibi, ahmak gibi. Daha mağara adamısın.
(Senden benden akıllı mağara adamları yok muydu? Muhakkak vardı. Ama her şeyin hepsi şey değil. Her camianın içinden şeyler çıkıyor.)
Neyse. Demem o ki, “O ne mübarek bir bağlantıdır ve onu kuran ne muzaffer bir komutandır.” – Hz Tomambay



